|
Klasik psikanalizde, hasta bir divana uzanır, terapist ise onun göremiyeceği bir pozisyonda biraz arkasında oturur ve aklına gelen düşünceleri sansürsüz söylemeye çalışır.
Bu psikoterapi biçimi haftada 3-4 görüşmeyi kapsar. 2-3 yıl sürer.
Bugün için böyle yüksek maliyetli bir terapinin uygulanabilirliği çok azdır.
PSİKANALİTİK TERAPİ
Sigmund Freud (1856-1939) tarafından geliştirilmiş olan psikanalitik ya da psikodinamik paradigmanın ana düşüncesi,psikolojik sorunların bilinçdışı çatışmalardan kaynaklandığıdır.
Freud ruhsal yapıyı id,ego,süper ego olmak üzere üç temel kısma ayırdı.
Freud'a göre id,doğuştan vardır ve psişik enerjinin depolandığı zihinsel yapıdır.Yemek,su,dışkılama,ısınma,şefkat ve cinsellik için temel itkileri kapsar ve bu ihtiyaçların hemen doyuma ulaşmasını ister.
İd den sonra gelişen ruhsal yapı Ego dur.Bilinci ifade eder,planlama ve karar verme işlevi yapar.Ego gerçeğin talepleri ve idin anında doyum arzuları arasında gerçeklik ilkesine göre çalışarak aracılık eder.Ancak ego ,tüm enerjisini id den alır ve bu enerjiyi yönlendirir.
İd ve Ego dan sonra ortaya çıkan sonuncu ruhsal yapı Süperego dur.Süper ego vicdani işlevleri temsil eder ve çocukluk sürecinde ailedeki ahlaki değere göre gelişir.
Bu güçler arasındaki etkileşmeye kişiliğin dinamiği denir. Ayrıca Freud ,ruhsal yapıyı bilinç,bilinçöncesi ve bilinç dışı olarak katmanlara ayırır.
Bilinç;her şeyin farkında olduğumuz,olaylar arasında neden sonuç ilişkilerini kurduğumuz ve yorumlar çıkardığımız zihinsel durumumuzdur.
Bilinç öncesi;Biraz düşünmeyle ve uğraşmayla fark edebileceğimiz ve hatırlayabileceğimiz bilinç seviyesidir.Siz bu yazıyı okurken dışarıdan gelen sesleri önemsemezsiniz fakat ben şimdi dikkatinizi o yöne kaydırdığım için fark etmeye başlarsınız.
Bilinçdışı;Düşünmeyle hatırlanamayan,ancak rüyalarda ,hipnoz altında ,serbest çağrışımla açığa çıkan şimdiye dek yaşanılan her şey özellikle insanları derinden etkileyen ,egosunu sarsabilecek olaylar ve durumların hepsinin bulunduğu farklı bilinç durumudur ve ruhsal yapının çok büyük bir alanını kapsar.Freud , deneme-yanılma yoluyla hastalarıyla yaşadığı süreci çok dikkatli bir şekilde gözlemledi ve önemli çıkarımlar elde etti.Aktarım,karşı aktarım,katarsis,savunma düzenekleri,bilinç,bilinçöncesi,bilinçdışı rüyalar,rüyaların sembolik anlamı,dil sürçmeleri ve benzerleri bu süreçte elde ettiği kıymetli materyaller idi.İşte tüm bunları bir araya getirerek dinamik kuramın tedavi yöntemini ortaya koydu.Bunlar:
Serbest Çağrışım;Hasta bir divana uzanır,yüzünü terapist görmez.Terapist hastanın başının arkasında ,ona yakın biçimde oturur.Bilinçdışının incelenebilmesi için ,bireyin aklına gelen bir düşünceyi hiçbir baskı ,denetim ve süzgece uğratmadan açığa vurması gerekir.Serbest çağrışım ,uyanıklık durumunda düşüncelerde var olan denetim ve süzgecin,direncin kaldırılmasıdır.
Direnç;Bireyde bilinçdışının bilinçlenmesini,anormal davranış,duygu ve düşüncelerin bırakılmasını ,değiştirilmesini,olumlu hasta-hekim ilişkisinin kurulmasını ,iç görü kazanmayı özetle değişmeyi ve iyileşmeyi önleyen ya da güçleştiren ve bireyin içinden gelen her türlü bilinçli ya da bilinçdışı direnme savunmadır.Direncin farkına varıldıkça direnç çözülür ve hastanın içgörü kazanmaya yönelik çabaları verimli yönde gelişir,kolaylaşır.
Aktarım:Bireyin çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle yaşamış olduğu(anne-baba) duygu ve tutumları şimdi ilişki kurduğu kişilerle yeniden yaşaması ve bu kişileri kendi çocukluğundaki algı ve duygulara göre değerlendirerek tepkiler göstermesidir.Psikoterapi sürecinde terapiste aktarım doğal ilişkilerde olduğundan daha yoğun ve süreklidir.Bu aktarımın çözümlenmesi ,iç görü ve değişim için ön koşuldur.
Düşlerin,dil ve hareket sürçmelerinin çözümlenmesi;Psikanalitik kuram ,ego savunmalarının uyku sırasında gevşediklerini ve normalde bastırılmış olan malzemenin uyurken bilince çıkmasına izin verdiklerinin ileri sürer.Bu malzeme çok tehdit edici olduğundan bilince,gerçekte olduğundan çok farklı gelebilir.Yani bastırılmış materyal kılık değiştirmek yoluyla gizlenmiştir.Annesiyle yoğun sorunları olan bir çocuğun ,rüyada karanlık sular görmesi gibi.
Çözümleme;Direnç ve aktarım belirtilerinin tekrar tekrar yaşanması ,çözümlenmesi ve yorumlanması ,bunların bilinçdışı kaynaklarının deşilmesi ve şimdiki yaşama yansıyan belirtilerinin tekrar tekrara anlatımı ve bilinç düzeyine çıkarılması sürecine çözüm işlemi denir.
İçgörü;Rahatsızlık belirtileri ile bunların kaynakları arasındaki bağları görmektir.Bir başka deyimle herhangi bir davranışın altında yatan bilinçdışı nedenlerin (dürtü,savunmalar,geçmişteki ilişkiler,olaylar,çatışmalar,karmaşalar)bilincine varmaktır.İç görü kazanmak bir amaç değildir.Kazanılan içgörü değişmek ,iyileşmek ve yeni çözüm yolları bulmak içindir.
İşte bunlar Freud un ortaya attığı ve çağdaşları tarafından kabul gören teorilerdir.Freud un görüşlerini ve düşüncelerini izleyen kuramcılara da psikodinamik kuramcılar denir.
Carl Gustav Jung ,Alfred Adler,Eric Erikson gibi birçok kişi,psikanalitik kuramı ve terapiyi tartışmak için düzenli aralıklarla Freud ile buluşuyorlardı.Freud un düşüncelerini benimseyerek kendi yaklaşımlarını geliştiren diğer psikanalitik kuramcıların görüşlerini kısaca anlatacağız.
Carl Gustav Jung (1887-1961)
Jung Freud un vurguladığı bilinçdışına ek olarak isallığın sosyal tarihçesine ait bilgileri kapsayan kollektif(ortak) bilinçdışı kavramını geliştirmiştir.Kollektif bilinçdışı ,insanlığın tarih boyunca ,yüzyıllardır geçirdiği yaşantılara ait bilgilerin deposudur.Freud un bilinçdışının aksine bu,cinsel ve saldırgan dürtülerden çok ,olumlu ve yaratıcı gizil güçleri kapsamamaktadır.Jung her insanın karışık olarak hem erkek hem de dişi özelliklere sahip olduğunu ve insanların dinsel ve ruhsal gereksinimlerinin en az libidinal gereksinimleri kadar temel olduğunu ileri sürmüştür.Jung çeşitli kişilik tiplerini de sınıflandırmıştır.Bunlar arasında dışadönüklülük ya da içedönüklülük temeldir.
Alfred Adler (1870-1937)
Freud un ilk taraftarlarından olan Adler ,Jung dan daha keskin olarak Freud un içgüdü görüşünden ayrılmıştır.Viyana da hastalıklı bir çocukluk geçiren ve aşağılık duygularını yenmek için büyük uğraş veren Adler,yaklaşımında üstünlük için çabalama kavramına (anti sosyal anlamda değil)önem verdi.İnsanların yaşadıkları topluma çok yönlü bağlılık gösterdiğini,bunun nedeninin de sosyal yararlılıkta bulunmanın insana iyi gelmesi,doyum sağlaması olduğuna inanmıştır.
Adler in çalışmalarında en önemli anahtar öğe ,kişiyi anlamada onun fenomenolojisini ya da bireysel psikolojiyi uygulamasıdır.Adler hastalarına mantık dışı hatalı düşünce ve beklentilerini değiştirmeleri için yardım etmeye çalışmıştır.Bu görüşünü yansıtan yaklaşımı,günümüz davranışçı-bilişsel terapinin gelişmesine öncülük etmiştir.
Eric Erikson (1902-1995)
Erikson,ego'nun id'den bağımsız olduğunu vurgulaması ve ona davranışın gelişmesinde daha büyük rol atfetmesi nedeniyle bir ego psikoloğu olarak tanımlanır.Gelişimin,yaşamın ilk yıllarında son bulduğuna inanan Freud a karşılık Erikson,gelişimin yaşam boyu sürdüğünü,orta yaşlılıktan yetişkinliğin son dönemlerine doğru insanın değişmesini sürdürerek farklılaştığı görüşünü içeren yaşam-boyu gelişim psikolojisi kavramı ile alana katkıda bulunmuştur.
GERİ
|